Dünya’nın iç katmanlarını inceleyen bilim insanları, dünya üzerinde bilinen tüm dağları geride bırakan devasa yapılar keşfetti. Afrika ve Orta Pasifik Okyanusu’nun hemen altında bulunan bu kütlelerin, Everest Dağı’nı geçerek neredeyse 100 katı yüksekliğe ulaştığı açıklandı. Nature dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, çekirdek–manto sınırından yükselen bu oluşumlar yaklaşık 1.000 kilometre yüksekliğe sahip ve sıradan dağlar gibi kayalardan değil, “gezegenin içindeki en büyük termokimyasal yapılar”dan oluşuyor.
ERKEN DÖNEMDEN KALAN İZLER
Uzmanlara göre bu bölgeler, Dünya’nın ilk dönemlerine ait kimyasal izleri koruyor ve milyarlarca yıldır varlığını sürdürüyor. Bu dev kütlelerin manto konveksiyonunu, volkanizmayı ve kıta hareketlerini doğrudan etkileyebilecek güçte olduğu belirtiliyor. Araştırma ekibi, keşfin “gezegenin tarihini anlamak için yeni bir pencere açtığını” vurguluyor.
YENİ SİSMİK TEKNİK
Utrecht Üniversitesi’nden araştırmacılar, büyük depremler sonrası yayılan sismik dalgaları inceleyerek üç boyutlu bir yapı haritası oluşturdu. Radyoaktif kayma dalgalarının zayıflama hızını ölçen yeni yöntem, daha önce fark edilmeyen düşük hız bölgelerini açığa çıkardı. Bu sayede Afrika ve Pasifik Okyanusu’nun altında “LLSVP” adı verilen geniş ve yoğun termokimyasal bölgeler belirlendi.
ANTİK LEVHA MEZARLIKLARI
Bilim insanları, bu dev kütlelerin kökeninin milyarlarca yıl önce dalma-batma süreçleriyle mantoya gömülen eski tektonik levhalara dayandığını düşünüyor. Çekirdek–manto sınırında biriken bu kalıntılar, yoğunlukları nedeniyle mantonun geri kalanıyla karışmıyor ve izole şekilde varlığını sürdürüyor. Bu nedenle yapılar “antik levha mezarlıkları” olarak tanımlanıyor.
VOLKANİK SICAK NOKTALARLA BAĞLANTI
Araştırmacılara göre bu dev yapılar, Hawaii ve İzlanda gibi volkanik sıcak noktaların kaynağında yer alabilir. Ayrıca sabit kalmaları sayesinde manto akımlarını yönlendiren bir “çapa” görevi görerek kıtaların hareketi ve süper kıta döngülerini de etkileyebilir.
JEOLOJİDE YENİ BİR DÖNEM
Araştırma, mantonun farklılığının yüksek sıcaklıktan değil, benzersiz kimyasal bileşimden kaynaklandığını ortaya koydu. Bulgular, Dünya’nın iç yapısının sanılandan çok daha karmaşık olduğunu ve yüzeydeki iklimden biyolojik süreçlere kadar geniş bir etki alanına sahip olabileceğini gösteriyor. Uzmanlar, keşfi jeoloji ve gezegen bilimi açısından “yeni bir dönemin başlangıcı” olarak değerlendiriyor.