Jamaika’nın Kingston kentinde toplanan Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi (ISA), kobalt, manganez ve nikel gibi kritik minerallerin ticari madenciliği için kurallar yazmaya çalışıyor. Bu mineraller, elektrikli araç bataryaları ve yenilenebilir enerji teknolojileri için hayati öneme sahip. Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler bu kaynaklara hızla erişmek isterken, bazı şirketler kazıların gelecek yıl başlamasını talep ediyor. Ancak bu hız, bilimsel araştırmaların gerisinde kalıyor ve ekosistemlerin korunması konusunda ciddi endişeler doğuruyor.
BİLİNMEZLİKLER VE RİSKLER
Derin deniz ekosistemleri hakkında hâlâ çok az şey biliniyor. Okyanus tabanında yaşayan mikroorganizmalar, süngerler, mercan benzeri yapılar ve göçmen türler, küresel karbon döngüsünde kritik roller üstleniyor. Ticari madenciliğe başlanması, bu hassas dengeleri bozabilir ve geri dönüşü olmayan zararlar doğurabilir. Dev robotik ekskavatörler ve pompalar, deniz tabanını kazırken milyonlarca yıl boyunca oluşmuş habitatları yok edebilir. Ayrıca, çıkarılan tortuların su kolonuna yayılması, yüzlerce kilometre ötedeki ekosistemleri bile etkileyebilir.
TARTIŞMALI DÜZENLEMELER
ISA’nın yayımladığı son taslak metin, çevre korumalarını zayıflatabilecek ve izin süreçlerini hızlandırabilecek öneriler içeriyor. Daha önce ekosistemleri korumaya yönelik ifadeler taslaktan çıkarıldı. Bazı değişikliklerin kaynağı açıklanmadı; bu da şeffaflık sorunlarını gündeme getirdi. Eleştirmenler, ISA’nın hem düzenleyici hem de izin verici rol üstlenmesinin çıkar çatışması yaratabileceğini savunuyor. Bu durum, derin denizlerin geleceği için alınacak kararların güvenilirliğini sorgulatıyor.

Derin deniz madenciliğinde kullanılacak dev ekskavatörler şimdilik park halinde kalmalıdır. Kaynak: Nigel Roddis/Reuters
MORATORYUM ÇAĞRISI
Yaklaşık 25 ülke, bilimsel veriler netleşene kadar derin deniz madenciliğine moratoryum uygulanmasını talep ediyor. Avrupa Parlamentosu da bu çağrıyı destekliyor. BM Göçmen Türler Sözleşmesi ise, yeterli bilimsel bilgi elde edilene kadar madencilik faaliyetlerinin teşvik edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Çevre örgütleri, derin denizlerin “gezegenin son büyük vahşi alanı” olduğunu ve korunması gerektiğini belirtiyor.
GELECEĞE DAİR
Düşük karbonlu teknolojiler için gerekli minerallerin önemi yadsınamaz. Ancak bilim insanları, kararların aceleyle değil, kanıta dayalı ve şeffaf şekilde alınması gerektiğini belirtiyor. Derin denizler, Dünya’nın en az keşfedilen bölgeleri; onların kaybı, karmaşıklıklarını anlamadan önce kabul edilmemeli. Bu nedenle, geleceğin enerji dönüşümü ile doğanın korunması arasında dengeli bir yol bulunmalı. Aksi takdirde, iklim krizini çözmek için atılan adımlar yeni bir ekolojik krizi tetikleyebilir.