Paris Anlaşması çerçevesinde 130’dan fazla ülke, 2035 hedeflerini içeren yeni ulusal katkı beyanlarını (NDC) açıkladı. Bu beyanlar, küresel enerji kaynaklı sera gazı emisyonlarının yaklaşık %75’ini kapsıyor. Ülkeler, fosil yakıtların kullanımını azaltmayı, yenilenebilir enerji yatırımlarını artırmayı ve karbon nötr hedeflerine daha somut adımlarla yaklaşmayı taahhüt ediyor. Özellikle gelişmekte olan ekonomiler, enerji dönüşümünü hızlandırmak için finansman ve teknoloji transferine ihtiyaç duyarken, gelişmiş ülkeler bu sürece liderlik etmeyi hedefliyor.
EMİSYON ARTIŞINDA YAVAŞLAMA
Yeni taahhütler, küresel enerji kaynaklı emisyon artış hızını %0,4 seviyesine düşürmeyi öngörüyor. Bu oran, mevcut politikaların etkisini gösterse de, Glasgow’daki 2030 hedeflerine kıyasla daha düşük bir azaltım temposuna işaret ediyor. Bilim insanları, bu hızın küresel ısınmayı 1,5 °C ile sınırlamak için yeterli olmadığını vurguluyor. Özellikle enerji, ulaşım ve sanayi sektörlerinde daha radikal dönüşümlere ihtiyaç olduğu belirtiliyor.
GLASGOW HEDEFLERİ İLE KARŞILAŞTIRMA
Glasgow’da belirlenen 2030 hedefleri, emisyonların daha hızlı ve radikal biçimde azaltılmasını öngörüyordu. Yeni NDC’ler ise daha temkinli ve kademeli bir yol haritası çiziyor. Bu durum, iklim krizine karşı küresel mücadelede zaman kaybına yol açabileceği gibi, 2030 sonrası dönemde daha sert önlemler alınmasını zorunlu kılabilir. Uzmanlar, mevcut taahhütlerin “iklim borcunu” artırabileceğini ve gelecek nesillerin daha ağır yüklerle karşı karşıya kalacağını ifade ediyor.
KÜRESEL LİDERLİK VE BOŞLUKLAR
Ocak 2026 itibarıyla ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekilmesi, küresel azaltım hedeflerinde ciddi bir boşluk yarattı. Dünyanın en büyük emisyon üreticilerinden biri olan ABD’nin yokluğu, diğer ülkelerin taahhütlerini daha kritik hâle getiriyor. Avrupa Birliği, Çin ve Hindistan gibi büyük ekonomilerin daha güçlü liderlik göstermesi gerektiği dile getiriliyor. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerin enerji dönüşüm projelerinde finansman bulma konusunda zorlanabileceği, bu nedenle uluslararası işbirliğinin daha da önem kazandığı belirtiliyor.
YEŞİL HİDROJEN PROJELERİ
Yeni taahhütler, enerji sektöründe yenilenebilir kaynaklara geçişi hızlandırabilir. Güneş ve rüzgâr yatırımlarının artması, enerji depolama teknolojilerinin gelişmesi ve yeşil hidrojen projelerinin yaygınlaşması bekleniyor. Ancak mevcut azaltım temposu, iklim krizini durdurmak için yeterli görülmüyor. Uzmanlar, daha agresif politikaların uygulanması gerektiğini, aksi takdirde küresel sıcaklık artışının kritik eşikleri aşabileceğini vurguluyor. Bu bağlamda, iklim finansmanı, teknoloji transferi ve uluslararası işbirliği önümüzdeki yıllarda belirleyici olacak.