130’dan fazla ülke, Paris Anlaşması kapsamında 2035 hedeflerini içeren yeni ulusal katkı beyanlarını (NDC) sundu. Bu taahhütler, küresel enerji kaynaklı sera gazı emisyonlarının yaklaşık %75’ini kapsıyor. Bu oran, dünya çapında iklim politikalarında yeni bir dönemin başladığını gösteriyor. Ülkeler, enerji üretiminde fosil yakıtların payını azaltmayı, yenilenebilir kaynakları artırmayı ve karbon nötr hedeflerine daha somut adımlarla yaklaşmayı taahhüt ediyor.
ABD’NİN ÇEKİLMESİYLE OLUŞAN BOŞLUK
Ocak 2026 itibarıyla ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekilmesi, küresel azaltım hedeflerinde ciddi bir boşluk yarattı. Dünyanın en büyük emisyon üreticilerinden biri olan ABD’nin yokluğu, diğer ülkelerin taahhütlerini daha kritik hâle getiriyor. Uzmanlar, ABD’nin çekilmesinin yalnızca emisyon azaltımında değil, aynı zamanda finansman ve teknoloji transferi mekanizmalarında da büyük bir eksiklik yaratacağını belirtiyor. Bu durum, özellikle gelişmekte olan ülkelerin enerji dönüşüm projelerinde finansal destek bulmasını zorlaştırabilir.
EMİSYON AZALTIMINDA YAVAŞLAMA
Yeni taahhütler, yıllık enerji kaynaklı emisyon artışını %0,4 seviyesine düşürmeyi öngörüyor. Ancak bu oran, Glasgow’daki 2030 hedeflerine kıyasla daha yavaş bir azaltım temposuna işaret ediyor. Bilim insanları, mevcut taahhütlerin küresel ısınmayı 1,5 °C ile sınırlamak için yeterli olmadığını vurguluyor. Bu tablo, iklim krizine karşı daha radikal ve hızlı adımlar atılması gerektiğini ortaya koyuyor. Özellikle enerji, ulaşım ve sanayi sektörlerinde daha agresif politikaların uygulanması gerektiği dile getiriliyor.
KÜRESEL ENERJİ DÖNÜŞÜMÜNE ETKİLERİ
Taahhütlerin uygulanması hâlinde, enerji sektöründe yenilenebilir kaynaklara geçiş hızlanacak. Güneş ve rüzgâr yatırımlarının artması, enerji depolama teknolojilerinin gelişmesi ve yeşil hidrojen projelerinin yaygınlaşması bekleniyor. Ancak ABD’nin çekilmesi, küresel işbirliği ve finansman mekanizmalarında belirsizlik yaratıyor. Bu durum, özellikle Afrika ve Güney Asya’daki gelişmekte olan ülkelerin enerji dönüşüm projelerini sekteye uğratabilir. Küresel enerji dönüşümünün hızlanması için Avrupa Birliği, Çin ve Hindistan gibi büyük ekonomilerin daha güçlü liderlik göstermesi gerektiği ifade ediliyor.